Grand Palais’yi devasa pembe ve kırmızı mantar ormanına dönüştürmek için ne kadar süre gerekir? Matthieu Blazy’nin ekibi bunu birkaç günde yaptı. Daha zor olan soru şuydu: Chanel’i Karl Lagerfeld’in 36 yıllık gölgesinden çıkarıp “Blazy’nin Chanel’i” yapmak ne kadar sürer? İlk couture koleksiyonu, bu soruya güçlü bir yanıt verdi: Umduğunuzdan az sürer — eğer ne yaptığınızı gerçekten biliyorsanız.
Matthieu Blazy, 1984 doğumlu Belçikalı bir tasarımcı. Belçika’nın La Cambre Moda Okulu’ndan mezun oldu, sonra Raf Simons, Maison Margiela ve Bottega Veneta’da çeşitli pozisyonlarda çalıştı. Bottega’daki döneminde Daniel Lee’nin yanında sağ kolu olarak yükseldi; Lee’nin ayrılmasından sonra baş tasarımcı oldu ve markanın estetik sürekliliğini başarıyla yönetiyordu. Chanel duyurusu geldiğinde sektör şaşırmadı — ama heyecanlandı.
Ready-to-wear sezonunda debüsünü yaparken “sadece eğlenmek istedim” demişti Blazy. O koleksiyonun finali, Awar Odhiang’ın yüzlerce renk renk ipek tüyle kaplı bir etekle pistte döndüğü andı — ve o görüntü yılın en çok konuşulan moda anlarından biri oldu. Couture için de aynı enerji vardı: Ciddiyeti ağırlıkla karıştırmama kararlılığı.
Teknik açıdan bu koleksiyon son derece zordu. Chanel’in tüvit takım elbisesini featherweight ipek mousseline’e dönüştürmek, sıradan bir kumaş değişikliği değil — yapısal bir yeniden kurgulamadır. Tüvit kendi başına duran bir kumaştır; mousseline ise bedene yapışır, dökülür, akışkanlaşır. Aynı kesim iki farklı kumaşta tamamen farklı davranır. Bu yüzden kalıpların sıfırdan yazılması gerekti. Atkışımı “aynı kalıbı kullanacağız, sadece kumaşı değiştireceğiz” sanan biri için bu koleksiyon bir ders kitabıdır.
Trompe l’oeil pantolonlar ise Blazy’nin entelektüel şakasıydı: İpek mousseline’e denim görüntüsü verecek biçimde boyanmış, hafif ve ince kumaşlardan yapılmış pantolonlar. Uzaktan bakınca kot görüyorsunuz. Dokunduğunuzda saf ipek. Bu çelişki kasıtlı — hem Chanel’in “lüks sadeliği” kavramıyla hem de Blazy’nin “her şey göründüğü gibi değildir” oyunuyla örtüşüyor. 2.55 çantanın organza versiyonu da aynı fikrin aksesuvara yansımasıydı.
Ön sıra bu sezon kendi başına bir gösteri oldu. Penelope Cruz, Dua Lipa, A$AP Rocky, Margaret Qualley, Nicole Kidman — liste hem coşkulu hem çeşitliydi. Ama gösterinin asıl sürpriz anı hiç kimsenin tahmin etmediği bir yerde saklıydı: Finale doğru soundtrack The Verve’in “Bitter Sweet Symphony”siyle Oasis’in “Wonderwall”unu birbirine ören bir mashup’a geçtiğinde, ön sıranın neredeyse tamamı Oasis’i ezbere söylemeye başladı. Penelope Cruz, Nicole Kidman ve Dua Lipa yan yana, Oasis söylüyor. Bu görüntü sosyal medyada haftalar boyunca dolaştı.
Bu müzik seçimi tesadüf değildi. “Wonderwall” 1995 tarihli, İngiliz pop kültürünün en ikonik anlarından biri. “Bitter Sweet Symphony” de aynı yılın, aynı ruhun parçası. Blazy Belçika doğumlu ama Londra’da yetişti — ve bu seçim, onun kültürel referans dünyasının moda estetiğiyle iç içe geçtiğini gösteren küçük ama anlamlı bir not. Couture dini bir ritüel olmak zorunda değildir. Bir akşam partisi de olabilir.
Blazy’nin Chanel’i Lagerfeld’inkinden neyle farklı? Bu soruyu sormak meşru ama yanıtı karmaşık. Lagerfeld Chanel’i 1983’te devraldığında marka kısmen güç kaybetmişti; onu hem koruyarak hem yeniden icat ederek 36 yıl boyunca zirvede tuttu. Tüviti moda yaşattı, logoyu her yere taşıdı, parfümü pop kültüre sindirdi. Ama Lagerfeld’in Chanel’i her zaman “büyük gösteri”ydi: Dekorlar, sürpriz mekânlar, devasa prodüksiyon. Blazy’nin tonu daha içe dönük. Daha az “bakın beni”, daha çok “dinleyin beni.” Mantar ormanı görkemli görünse de koleksiyonun odağı orada değil — kadın bedeninde ve o beden üzerinde kumaşın nasıl davrandığında.
Chanel klasiğini ipek yapabilmek için önce tüviti çok iyi anlamak gerekir. Blazy bunu biliyor. Ve bildiğini göstermekten kaçınmıyor — ki bu, her şeyden daha güçlü bir imza.





